İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ezanın Türkçe okunması ve arapça’nın yüceleştirilmesi hakkında.

18 Temmuz 1932’de Diyanet İşleri Riyaseti, Atatürk’ün iradesiyle bir genelge yayınladı: Arapça ezan ve kamet yasaklandı. Neden? Çünkü bir millet kendi dilinde, kendi inancını dile getirebilmeliydi. Ama gel gör ki, 90 yıl geçmiş, hâlâ bir kısım insan Arapça ezana tutkuyla sarılıyor.

Ben bu tutkuyu genç kızların K-pop sevgisine benzetiyorum. Anlamadıkları bir dilde şarkılar söyleyip hayran olmak gibi. Ya da anime izleyen birinin, “Çince izlenmiyor oğlum, Japonca sarıyor, dattebayo!” demesine. Başka bir açıklaması yok benim için.

Soruyorum size: Nedir bu Arapça sevdası? İçinizdeki bu Arap hayranlığını hangi akılla açıklayabiliriz? Birazını da Türkçeye gösterseniz ya! Kendi diline gösterilmeyen özenin, yabancı dillerin süslenip püslenmesine dönüşmesi tam bir trajikomedi.

Ama biliyorum… Dilin önemini ne bu zihniyete anlatmak mümkün, ne de “havalı” diye yabancı kelimeyle konuşan gençlere. Gençler sosyal medyadan kaptıkları uyduruk sözcüklerle kendilerini “cool” sanıyor, dilbilimciler ise sesini çıkarmıyor.

Bazen düşünüyorum: “Sosyal medya bizi bozdu.” diyoruz. Hayır. Biz zaten bozuk bir toplumduk, sosyal medya sadece üzerimizi soydu. Aptallığımızı, saygısızlığımızı, ahlaksızlığımızı göz önüne serdi.

Ve bu ahlaksızlığın kökünde ne var biliyor musunuz? Din. Çünkü öyle bir din ki, her kelimesi bin türlü yorumlanabiliyor. Kitaba değil, yorumlara inanan bir topluluk haline geldiniz. Yozlaşmaya bu kadar müsait başka bir inanç bilmiyorum.

Benim en büyük hayalim, Kuran’ın bire bir, ödünsüz, Türkçe çevirisini görmek. Kimsenin yorum katmadığı, kelimesi kelimesine çevrilmiş bir metin. O zaman belki, dinin ardındaki sis perdesi dağılır ve insanlar gerçeği görür.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir